Su ama hangisi?

The Story of Bottled Water-Şişelenmiş Suyun Hikayesi, 22 Mart 2010 Dünya Su Günü’nde web üzerinden tüm dünyada seyredilmek üzere yayımlandı. Şu an hemen internetten girip siz de bu inanılmaz etkileyici dökümantasyonu sadece sekiz dakikanızı ayırarak izleyebilirsiniz.

Araştırmalar, günümüzde şehir hayatında bulabileceğimiz en kaliteli ve sağlıklı suyun, iyi bir filtreden geçirerek kullanacağımız musluk suyu olduğunu gösteriyor. Ayrıca Amerika’da bir bardak şişelenmiş suya verilen paranın, aynı miktardaki çeşme suyunun tam 1900 katı fazla olduğu biliniyor. Amerikancası 1 dolarlık sandviçe 1900 dolar vermek gibi…

Çevre Çalışma Grubu (The Environmental Working Group–EWG), Amerika’da 170’in üzerinde şişelenmiş su markasını inceledi. Araştırma, şirketlerin suyun kaynağı, yaptıkları testlerin sonuçları, suyun nasıl işlendiği gibi konularda ne kadar dürüst olduğunu kontrol etmeye yönelikti. Araştırmacılar ayrıca şirketleri arayarak gönüllü bilgi verip vermeyeceklerini de öğrenmek istedi.

Markaların yarısından çoğu berraklık testini geçemedi. Yüzde 20’si sularının nereden geldiğini söylemedi. Ayrıca yüzde 32’si de hiçbir konuyla ilgili bilgi vermek istemedi.

Yahoo! Green’e göre EWG’nin sonuçları: Sadece üç marka geçer not aldı. Altı marka ise tam anlamıyla sınıfta kaldı. Bu araştırma Amerika’ya yolunuz düşerse su seçiminize yardımcı olabilir. Tabii ki ilk akla gelen ülkemizde durumun ne olduğu…

4 MADDEDE DOĞRU SU

Dr. Robert O. Young, “Zayıflamada pH Mucizesi” adlı kitabında içme suyu olarak kullanmamız gereken suyun en önemli dört özelliğini şöyle sıralıyor:

Saflık: Her şeyden önce suyumuzun saf ve içmek için güvenli olduğundan emin olmalıyız. Suyun musluğumuzdan akması, marketten alınmış bir şişede olması veya belediye su deposundan gelmesi saf ve güvenli olduğu anlamına gelmiyor.

Kaynağının yanındaki memba suyu, yağmur suyu, buzul erimesi suyu veya yüksek dağlardaki akan sular ideal olabilir. Öte yandan günümüzde asit yağmurlu, kirli havalı, kirli zeminli, çöp yığını denizlerin bulunduğu bir çağda vücudumuzun ihtiyacı olan suyu hiçbir şekilde değişikliğe uğramadan almak neredeyse imkansızdır.

Yüksek kalitede bir filtre, suyunuzda kimyasal, element ve mikroorganizma gibi çeşitli istenmeyenlerin olmadığından emin olmak için idealdir.

pH: Tam anlamıyla sağlıklı olması için suyumuz aynı zamanda alkali olmalıdır. Saf damıtılmış suyun pH derecesi 7’dir. 7’nin üzeri alkalidir ve asidik sudan çok daha iyidir. Ancak alkali sudan tam olarak faydalanabilmemiz için –bizi şişmanlatan asitleri nötrlemesi için– en az 9,5 pH olmalıdır. Ciddi obezite ve sağlık sorunlarında ise tüketilen suyun pH seviyesi 11,5-12,5’a kadar çıkmalıdır.

Günümüzde pek çok su nötr olmaktan çok asidiktir ve bunu içmek vücudumuzun alkali depolarını kullanır. Alkali su içmek, asitleri ve atık maddeleri temizler, kanımızın pH dengesini korur. Dokulardaki asitleri nötrlemek için kendi depolarımızı eksiltmek yerine –kemiklerden kalsiyum çalıp kana bırakmak gibi– alkali su içerek vücudumuza yardımcı oluruz. Asidik sularda görülebilen kurşun gibi toksik metal iyonları sağlık sorunlarına yol açabilir. Öte yandan alkali suda bulunan kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi ihtiyacımız olan mineraller vücudumuz tarafından kolayca emilir.

Elektron Aktivitesi / Enerji Potansiyeli: İdeal kilomuza ulaşmak için suyumuza enerji verilmiş olması çok önemlidir, yani elektrona doymuş, yüksek derecede yüklü ve potansiyel enerji ile dolması.

OAP (Oksidatif Azalma Potansiyeli) değeri, suyumuzun enerji miktarını elektronlarını sayarak belirler. Ölçü birimi milivolttur (mV). İdeal kilomuza ulaşmak için suyumuzun
250 mV değerinde OAP’ye sahip olması gerekir. Bu oran fazla asitleri nötrleyerek yeterli miktarda
elektron aktivitesinin olduğu anlamına gelir.

rH2 (Hidrojen Azalma, Redoks) de yine suyun kalitesini belirleyici bir çeşit ölçü birimidir. 0-44 skalası arasında 22 değeri nötrdür. Bu sayı ne kadar düşük olursa elektronların toplanması o kadar çok olacaktır. Yani bizim için ideal su oluşacaktır.

Moleküler Yapı: Suyun en önemli özelliği moleküler yapısıdır. Pek çok şişe suyunda H2O molekülleri 10’lu veya 20’li gruplar halinde
biraraya gelir. Halbuki molekül gruplarının yoğunluğu azaldıkça, su hücreyi daha iyi sulayabilir ve daha fazla oksijen sağlayabilir. Suyumuzdaki molekül grubu sayısı 5-6’dan daha fazla olmamalıdır. İdeali, suyumuzun tek molekül olmasıdır.

Araştırmalar, en kaliteli ve sağlıklı suyun, iyi bir filtreden geçirilerek kullanacağımız musluk suyu olduğunu gösteriyor.

Yavaş yaşlanın

İdeal kilomuzda yaşamamıza yardım edecek ve genel sağlık durumumuzu iyileştirecek suda şu özellikleri aramalıyız:

Katıksız

En az 9,5 pH değerinde

250 mV veya daha iyi bir OAP değerinde

22 veya daha az rH2 değerinde

Grup başına maksimum 5-6 moleküllü

Bu özellikler ne yazık ki şişe sularında bulunmuyor. İyi haber ise şehir hayatında kaliteli bir filtre ile bu suyu içmemiz mümkün.

Su, kaslarımız, kalbimiz, dokularımız, tüm hücrelerimiz ve organlarımızın çalışmasını sağlayan, vücudumuzun dışını ve içini temizleyen, toksik maddeleri vücudumuzdan atan muhteşem bir sıvıdır.

Sağlıklı ve uzun yıllar yaşayabilmek için bir insanın her gün en az
3 litre su içmesi gerekmektedir. Ancak bu suyun özellikleri büyük önem taşımaktadır. Suyun içinde bulunan pozitif yüklü alkali minerallerin dengesi yaşam kalitemiz için son derece önemli bir faktördür. Bu dengenin bozulması hücre işlevlerinin hasara uğramasına neden olabilir. Hücre hasarının başlaması, yaşlanma sürecinin hızlanması demektir. Saçlarımızın beyazlaması, cildimizin kırışması, kemiklerimizin güçsüzleşmesi, yüksek tansiyon, kolesterol, romatizma, diyabet ve kanser oluşumunun temel sebebi, bu hücre düzeyinde yaşanan bozulmadır. Bedenimizin ihtiyacı olan mikro yapıdaki alkali ve canlı iyonize suyu yeterli miktarda içerek çok daha zinde ve sağlıklı kalabilir, yaşlanma hızımızı azaltabiliriz.

Kaynak: Zayıflamada pH Mucizesi, Dr. Robert O. Young