Şekeri seven yanlız siz değilsiniz

 

ŞEKERİ SEVEN SADECE SİZ DEĞİLSİNİZ…BİR DİYETİSYENİN HİKAYESİ

Turgay Bey işinde çok başarılı bir Uzman Diyetisyen
Birçoğumuzun zayıf noktası Şeker ile ilgili hikayesini bana yolladığında, ilham vermesi için Sizlerle de paylaşmak istedim;

ŞEKERİ SEVEN SADECE SİZ DEĞİLSİNİZ...Bir Diyetisyenin Şeker Deneyimi
Üniversitede öğrendiğim ve araştırdığım bilimsel kaynaklarda okuduğum kadarıyla, aslında hiçbir kimsenin rafine şekere ihtiyacı yoktur. Ben de hem bireysel hem de kurumsal anlamda verdiğim eğitimlerde hep şu sözlere değinirdim: “Kurubaklagiller, tahıllar, sebze ve meyve gibi besinlerde bulunan doğal karbonhidratlar midede parçalandıktan sonra, ince bağırsaklardan glikoz halinde kana karışır ve enerji olarak kullanılırlar. Hiçbir bünyenin çay şekeri, bal, reçel, çikolata, pasta, meşrubat gibi dilimizde tatlı tat hissi uyandıran besinlere ihtiyacı yoktur! Eskiden maraton koşacak atletler bile kuru üzüm yermiş. Şeker olmadan çok daha sağlıklı yaşanabilir.” Bir gün “teorik ile pratik birbirini tutuyor mu acaba?” diye düşündüm ve şekeri diyetimden tamamen çıkarma kararı aldım.

Ne şeker, ne yapay tatlandırıcı, ne de bunları içeren herhangi bir besini dilime dahi sürmeyecektim. İnanılmaz kararlıydım, ilk hafta her şey mükemmel ilerliyor ve tarafıma sunulan her tatlıyı geri çeviriyordum. Ancak hiç hesaba katmadığım bir tablo ile karşılaşana kadar…Bir akşam iş çıkışı eve gittim, açlığımı bastırmak için buzdolabını açtım ve bir de karşımda ne göreyim: Enfes görünümde, inci gibi sıralanmış, ev yapımı ve her şeyden önemlisi anne eli deymiş bir sürü aşure kasesi! En sevdiğim tatlı olduğunu ve ufak kaselerle asla yetinmeyeceğimi bilen biricik anneciğim, bahar dalı diye tabir edilen kocaman kaselerde bana özel aşureler hazırlamayı da ihmal etmemiş.

Tam elimi uzatmış en kocaman kaseyi alıyordum ki, şeker orucunda olduğumu hatırladım. Böyle bir kararı alırken nasıl olur da aşure gününü hesaba katmazdım? Elim havada kaldı ve kararsızlık başladı. Şeytani tarafım “anne yapımı aşure bu, her zaman bulamazsın. Bugün ye, yarın sıfırdan başlarsın” diyorken; melek tarafım “karşına çıkan ilk tatlıya (aşure bile olsa) ‘hayır’ diyemiyorsan bu işi sürdürmenin hiçbir gereği yok, boş ver gitsin!” diyordu. O kadar çok gelgit yaşadım ki, ifade edemem. Uzun mücadeleler sonrası o güzelim aşureleri elimin tersi ile iterek “yemeyeceğim” dedim. Annem şokta. “Ben bu kadar aşureyi n’apacağım?” diyor. Ben ise “o kadar tatlıyı yaparken bana mı sordun?” havasında hiçbir şey olmamış gibi mutfağı terk ettim.

Başkalarına eşlik etmek yerine, kendinize ve çevrenizdekilere ‘hayır’ diyebildiğinizi görmek, özgüveninizin yükselmesine yardımcı olacaktır. Gündelik yaşantıda çok seçici davranarak yediğinize gerçekten değecek olan besinleri seçmeniz, sizi sık sık zararlı besinleri yemekten kurtaracaktır. Diğer yandan zayıflama diyeti uyguluyorsanız; en azından bir kere olsun karşı koyamadığınız bir besine ‘hayır!’ demelisiniz ki, sonrasında karşınıza çıkacak olan diğer alternatifleri görünce canınız onları hiç istemesin. O gün o aşureyi yemedim ya, kendimi imkansızı başarmış gibi hissediyordum. Sonrasında fark ettim ki; hemen hemen her gün birileri bana rafine şeker içeren bir ikramda bulunmakta. Bazen çay tabağına konulan 2 küp şeker, bazen tatlı tabağındaki 2 dilim baklava, bazen de kocaman bir düğün pastası… Bu irade örneği sonrası, her seferinde şu düşünce yapısını beynimin tüm hücrelerinde hissettim: “Ben, annemin o güzelim aşuresine bile hayır diyebilmişsem; falanca firmanın 3 kuruşluk meşrubatına veya filanca firmanın 5 kuruşluk çikolatasına dönüp bakmam bile.”

Biz Türkler, doğum günümüzü bile farklı ortamlarda yapılan sürpriz kutlamalar esnasında 3 – 4 kere pasta keserek kutlamaktayız. Tabi ki yanlarında içilen meşrubatları da unutmamak gerekir. Peki, sadece kendi doğum günümüzü mü kutluyoruz? Çalıştığınız işyerinde 11 yakın arkadaşınızın doğum gününü de hesaba alırsanız, ayda 1 kere benzer bir ortama müdahil olmaktasınız. İş dışı arkadaşlarınızın ve akrabalarınızın doğum günlerini, nişan ve düğün gibi özel günlerini de hesaba alırsanız korkunç bir tablo ortaya çıkıyor. Türk toplumunda düğün pastasız, cenaze helvasız olmuyor. Bizler ölünün bile arkasından tatlı yiyoruz. Hal böyle olunca vücut da bu alışkanlıkların tekrarını istiyor.

Bazen vücudumuzu öylesine alıştırıyoruz ki, her seferinde 4 dilim baklava yiyen birisi zayıflama diyetine ve spora başladığı ilk haftanın sonunda çok güzel bir sonuçla karşılaşıp kendini şımartmak adına baklavacıya gider. 1 dilim baklava ile yetinme düşüncesine sahip kişi, beyni ve hormonları ile fikir ayrılığı yaşar. “Hımmm, ilk baklava geldi; şimdi 3 dilim daha gelecektir” diye yorum yapan beyin, pankreası fazladan insülin salgılamaya zorlar sanki. İnsülin fazlalığı da kişinin kan şeker dengesini etkiler ve “çok güzelmiş, acaba bir tane daha yesem mi?” düşüncesiyle yine her zamanki gibi 4 dilim yemesine sebep olur. Bu nedenle kararlılık çok önemlidir.

Şekeri bırakmamın 5. ayında diş hekimi arkadaşımdan kontrol amaçlı randevu almıştım. Elim boş bir şekilde gitmemek adına yol üzerindeki tatlıcıdan baklava, sarma ve kadayıf tarzı tatlılar aldım. Rutin kontrolüm bitince de dinlenme odasında muhabbet ediyorduk. O esnada arkadaşımın asistanı getirdiğim tatlılardan hazırladığı bir tabak tatlı uzattı bana. İstemediğimi kendisine söyleyince diş hekimi arkadaşım ile aramızda şöyle bir diyalog gerçekleşti:

– Rutin kontrolümüzü yaptık: Dolgu yapmadım, diş çekmedim. Bir şeyler yemek için 2 saat beklemene falan gerek yok, buyur ye.
– Onunla bir alakası yok, canım istemiyor (gerçekten de zerre kadar canım çekmiyordu).
– Tatlı bu, yenmez mi?
– Güzeldir muhakkak, ancak ben 5 aydır şekerli bir şey yemiyorum.
– Nasıl yani! Ne zorun var, şeker hastalığı falan çıktı da benim mi haberim yok?
– Hayır, sadece irademi sınıyorum. Biz diyetisyenler şeker olmadan da yaşanabileceğini savunuyoruz. Ben de teorik ile pratik birbirini tutuyor mu, onu deniyorum.
– Yok artık… 5 aydan fazla olmuş, bunu daha ne kadar sürdüreceksin? Ömür boyu yemeyecek değilsin herhalde!
– (O an “gerçekten de ömrümün sonuna kadar şeker ve şekerli bir şey tüketmesem olurmuş!” diye düşünerek ve buna gerçekten inanarak şeker orucunu sonlandırma kararı aldım. Gözüm hiç aramıyor olmasına rağmen)
“Haklısın, bu süre bazı deneyimleri yaşamam adına yeterli geldi, ver bakalım bir dilim…”

Halen şekeri pek aramam ve çok şükür oldukça da sağlıklıyım.
M.Turgay Köse
Uzman Diyetisyen

Sevgili Turgay Bey’e teşekkür ediyorum; bir Uzman Diyetisyen olarak , hayatımızda şekerin yerini çok güzel anlattığı yaşanmış hikayesi ile bizlere gösterdiği için.

Şekeri seven sadece bizler değiliz: başta Kanser, Eklem İltahabı, Diyabet gibi hastalıklar, vücudumuzdaki zararlı mantarlar ve kötü hücrelerde şekere bayılıyor ve onunla besleniyorlar!

Daha sağlıklı bir Siz’e bugün karar verin ve Bodrum’da veya İstanbul’da Şekersiz bir hafta ve destek için [email protected] a hemen bir e-mail atın. Mucizeler ve güzelliklerle dolu bir hafta Hepimizin olsun…

Sevgi ve Sağlıkla,
Gül Kaynak
Detoks ve Sağlıklı Yaşam Danışmanı