Milliyet 12.05.2013

KENDİME BİR İYİLİK YAPTIM – İpek Durkal

12.05.2013

Ben ve detoks… Hayat boyu yan yana gelmeyecek iki aykırılık. Ama büyük konuşmamak gerekiyormuş. Kendimi Ali Ağaoğlu gibi hissediyorum: Yaptım, oldu

Her şey bir arkadaşımın, “Ekranda yorgun görünüyorsun. Detoks yapmalısın” mesajıyla başladı. Bunu bir işaret olarak kabul ettim. Çünkü tam o günlerde yaşadığım rahatsızlıktan ötürü beslenme şeklim zaten değişecekti. Hatta nefes terapisini koymuştum kafaya, gidilecek yerleri araştırıyordum. Detoksu öne aldım ve Sapanca Richmond Otel’de karar kıldım. Neticede bildiğim yer, detoksu beceremezsem SPA’sı var, havuzu var, huzuru var, hafta sonum boşa gitmez yani…
Gül Kaynak’ın programına kaydımı yaptırdım. Bir ön detoks bilgisi geldi. Her gün sabahtan öğleye kadar pH derecesi yüksek 1.5 litrelik     suya bir çay kaşığı sodyum bikarbonat eritip içmekle başladım. (Üç günde mide yanmam geçti ki bu durum beni iyice heyecanlandırdı) Ancak maalesef işaretlediğim detoks programını incelememişim. Gitmeme iki gün kala bakmayı akıl ettim ve ‘master detoks’ adlı çiğnemesiz bir program seçtiğimi fark ettim. Üç gün boyunca kahve içmeyecek olduğum yetmezmiş gibi hiçbir şey de yemeyeceğim! Ölürüm, kesin ölürüm! O sıvılarla üç gün değil üç saat geçmez! Birisi önüme getirip koymazsa hayatımın sonuna kadar aklıma dahi gelmeyecek olan meyveye bile razıyım ama o da yok! Tabii ki vazgeçtim!

Gittiği yere kadar
Beni yüreklendiren kız arkadaşıma da, kendisinin çok tatlı bir insan olduğunu ama benim için böyle bir sistemin hiç uygun olmadığını söyledim. Arkadaşım herhalde benim detoksumu bir sosyal sorumluluk projesi olarak algıladı, cep telefonuma aralıksız mesaj yağdırdı. Önden, yandan fotoğraflarını filan çekip gönderdi. Direndim, fakat en son mesajında, “Rüyalarım HD kalitesinde, enerjim en yüksek seviyede, deli gibi spor yapıyorum, maneviyatım arttı. Saçlarım, cildim parlıyor, ruhen ve bedenen hafifim” deyince pılıyı pırtıyı toplayıp Sapanca’nın yolunu tuttum.
İlk gün şahane geçti. Acıkmayı bekledim ama acıkmadım. Bir ara, “Ah bir Türk kahvesi olsa şimdi” dedim, otelden bisikletle çıktım, göl kenarına gittim. Türk kahvesi içebileceğim mekânlar bana, ben onlara baktım. Bir bardak su içtim, “Aferim bana” dedim, otele döndüm. 9’da uyumuştum…
İkinci gün, toksinlerden arınmaya başlayacağımı, bu yüzden başımın ağrıyabileceğini söyledi Gül Hanım. Ağrımadı, üstelik üzerime tuhaf bir neşe geldi. Yürüyüş, masaj, yüzme, bisiklet hepsini yapacak gücü buldum kendimde. Yine otel dışında kahveyle bakıştık, “İçmeyeceğim seni” dedim. 9’da uykum geldi…
Üçüncü gün yine acıkmadım. Canım kahve de istemedi. Neşemin yanında enerjim de yükseldi. Bir önceki gün yaptığım her şeyin iki katını yaptım. Kendime inanamadım…
Ben öyle kafayı sağlıklı yaşama takanlardan değilim, hiç de anlamam bu işlerden. Sadece üç günlük macera… Dördüncü günü belki çıkartamazdım, belki de çok keyif alırdım, bilmiyorum. Tek bildiğim, İstanbul’a döneli bir hafta olmasına rağmen başa dönmedim… Ve insanın hayatının bir döneminde mutlaka kendisine böyle bir iyilik yapması gerektiğini öğrendim.

NOT: Arınmak için illa ki bir detoks programına gitmek gerekmiyor. Giderseniz çok iyi olur tabii ama gidemezseniz Gül Kaynak’ın www.gulkaynak.com sitesindeki tariflerden faydalanabilirsiniz. Her gün üç litrenin üzeri alkali su içmek bile bedeninizde çok şey fark ettirecek.