Kanserden bugün vazgeçebiliriz

Kanser, ne yaşa bakıyor, ne statüye… Peki yaşam tarzımıza ve seçimlerimize de bakmıyor diyebilir miyiz? Neyi doğru ve o doğrunun ne kadarını doğru yapıyoruz? En basitinden her gün egzoz dumanı soluyor, elektronik kirliliğe maruz kalıyor, büyük metal kutularda işe gidip geliyor ve kanatlarımız olmasa da devamlı uçmuyor muyuz? Hadi, yukarıdakileri değiştirmek çok zor, modern hayatımızı bırakıp dağ başında yaşamayı seçmiyoruz. Peki; seçebileceğimiz bir çok şeyin ne kadarını doğru seçiyoruz?
Çok zorlanmadan değiştirebileceğimiz şeyleri…Örneğin, siz plastik şişeden su içmiyor musunuz; şişe ısınınca ve/veya soğuyunca içine karışan plastikle birlikte…Gerçekten plastik tadı hiç ağzınıza gelmedi mi?Plastik yer miydiniz… Ama içiyorsunuz, çocuklarınıza da içiriyorsunuz. Hücre bozukluğu nasıl başlıyor zannediyoruz?Pişirince 6 gün sonra yemeyeceğiniz şeyi, üzerinde 6 ay raf ömrü yazan paketten çıkarıp yemediniz mi hiç?Nasıl o kadar ay sonra ilk günkü lezzetle, renkle, kokuyla, kıtırlıkla kalabilir o cips? Raf ömrü uzunsa, sizin ömrünüzü kısaltır diye hiç düşünmediniz mi?Çocuğunuzun yediği yiyeceklerdeki çeşit çeşit renklerin boya olduğunu fark etmiyor musunuz? Üreticilere bu ne güven bu, üzerinde “öldürür” yazan şeylerin satılabildiği bir dünyada yaşamıyor muyuz?Söz oraya gelmişken hâlâ sigara içiyor musunuz? Tamam kendi başını¬za bırakamıyorsunuz, peki çok etkili yöntemler var, muhakkak duymuşsu¬nuzdur, hiç denediniz mi? Üzerinde “seni öldürür” yazmışlar, daha neyi bekliyorsunuz, bunu kanıtlamayı mı?

Hayvansal protein ve şeker tüketiminizin aşırıya kaçtığının farkında değil misiniz, en son ne zaman doğadan gelen gerçek yiyecekler yediniz bütün bir gün boyunca? Paketsiz, pişmeden, dalından koparıldığı gibi… Raf ömrü yüksek kârlı bir mala dönüşmeden…Bağırsaklarınız, mideniz gerçekten size bazı sinyalleri vermiyor mu? “Sindiremiyorum yediğin şeyleri işte, şişip duruyorum” diye. Bu kadar mı farkında değiliz vücudumuzun verdiği sinyallerin?Dil altındaki bölgeye konan her şeyin yutmaktan daha hızlı kana karıştığını hiç duymadınız mı?

O zaman nasıl floridli, boyalı, kimyasallı diş macunu kullanmaya devam ediyorsunuz ailecek, her gün ömrünüz boyunca?

Günlük aldığınız ilacın toksik bir madde olduğunu gerçekten bilmiyor musunuz? O ilacı almadan önce, onu kullanmanıza sebep olan probleminizi başka bir yolla çözmeyi denediniz mi? Hayat tarzı değişikliği, daha sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak, kilo vermek, detoks yapmak vs gibi.

Kolayınıza geldiği için aldığınız ilacın yan etkileri ve bedenimizde yarattığı birikim ne olacak? Daha kaç sene alacaksınız o ilacı? Yoksa ömür boyu mu? Kök sebebe inip çözmek yerine semptomları kapatmanın bedelini ödemeye hazır mıyız?

En son ne zaman ayakkabılarınızı çıkarıp toprağa bastınız? Misafir kanser doktoru ne dedi geçen ayki seminerde “Her gün 45 dakika çıplak ayak toprağa, çimene basmalı kanser hastaları”. İlla hasta olmayı mı beklemeliyiz, şimdiden yapsak?

Öğle molasını illa kapalı mekânda mı geçirmeliyiz, arada bir piknik yapmayı denesek…Veya bir telefon görüşmemizi yalınayak dışarıda bir yerde yapsak…

Yiyecek ve içeceklerimizde plastik kapları kullanmaktan uzak dursak?

Vücut bakım ürünlerini doğal olanları ile değiştirsek. Bulaşık makinesi deterjanını kimyasalsız olandan seçsek de her yemekle, içecekle tabakta, bardakta kalan deterjanın artıklarını da bedenimize almasak.

Cep telefonlarının, kablosuz internet dalgalarının vs zararları için koruyucular kullansak.

Güneşten aldığı iyileştirici enerjiyi vücudumuza verecek olan doğal rengindeki organik sebzelerden bolca yesek, doğanın pişirdiği hâlleri ile, ateş içindeki sağlıklı ve gerekli mineral, vitamin ve enzimlerini öldürmeden… “Soğanla, biberi ateşte öldür…” tarifi gıdalara ne yaptığımızı göstermek adına yeterince açık değil mi sizce de?

Kibir için, başkalarına güzel görünmek için, kapalı, havasız salonlarda haftada bir-iki vücut geliştirmeyi sağlıklı spor zannetmek yerine, gerçekten sağlıklı olmak için oksijeni bol yerlerde, bir parkta mesela, en azından yürüsek. Yoga ve meditasyonu haftada 2 kere bir saat de olsa hayatımıza soksak da farkını fark etsek.

Rahatlamanın yollarını bulma ve uygulama konusunda biraz daha ısrarcı olsak.

Midemizin asit salgılamasından, %100 stres kaynaklı sırt ağrılarına, gece diş gıcırdatmaya uzanan bedenimizi hasta eden işlerimize biraz daha “bu da geçer” felsefesi ile bakabilmeyi başarsak… Daha çok gülsek, daha çok boş versek, daha çok affetsek, daha çok sevsek…

3 yaşında bir çocuğun kanser olmak için çok da bir şey yapacak vakti olmadığını fark edip, anne ve

baba olmaya karar verdiysek, böyle bir karar öncesi daha sağlıklı olmamız gerektiğini, çünkü dünyaya getirdiğimiz varlığın bizim bedenimizden hayat bulduğunu anlasak. Vücudumuzun sadece dışını değil içini de periyodik olarak temizlesek, arınsak.

30 yaşının kolesterol ve şeker düzenleyici kullanmak için çok erken olduğunu görsek.

40 yaşının kansere teslim olmak için fazlasıyla genç bir yaş olduğunu ve bunu değiştirmek için kontrolü ele alabileceğimizi öğrenmeye bugün başlasak…

5 sene sonra doktorumuzun sevdiğimiz bir insana veya bize “kanser” tanısı koymaması için hemen şimdi bir şeyler yapmaya başlasak ve…

Kanser olmaktan bugün vazgeçsek olmaz mı?