30 Gün Boyunca %100 Raw / Pişmemiş Yiyeceklerle Beslenmek

İlk bakışta çoğu kişiye çok zormuş gibi geldiğini biliyorum. Benim gibi bir süredir “Vegan” beslenen (Hayvansal ürün yemeyen) biri için bile %100 Raw / Pişmemiş Yiyeceklerle beslenmek demek, özel hazırlanmış bol zencefilli Thai usulü sebze ve mercimek çorbalarına, arada bir lokantalarda yenen zeytinyağlı yemeklere, wild rice (vahşi pirinç) ve kaverengi kepekli pirince, bol zeytinyağına batırılarak yenen tam tahıllı ekmeğe veda edip tamamen “Canlı”, yani hiçbir şekilde yüksek ısı ile öldürülmemiş yiyeceklere geçiş yapmak demek.

Öte yandan son zamanlarda pişmiş sebzelerin tadını beğenmemeye başladığımdan beri buna hazır olduğumu fark etmiştim. Ama Amerika’dan gelen “Simply Raw/Reversing Diabetes in 30 Days – Basitce Çiğ/Diyabeti 30 Günde Geri Döndürmek” DVD’sini seyretmemin bu kararı vermemde etkisi büyük oldu.

Bu DVD, Amerika’nın farklı eyaletlerinde yaşayan değişik yaşlarda ve hayat stillerinde 6 diyabet hastasının, kendilerine hayatları boyunca mahküm oldukları söylenen insülin iğnelerinden ve ilaçlardan kurtulmak için bir ay boyunca bir merkezde sadece Çiğ/Pişmemiş Canlı Yiyecekler ile beslenmesini konu alıyordu. Bu kişilerin diyabet olmak dışında ortak yönleri, hepsinin Stadard American Diet (SAD Diet) – Standart Amerikan Usülü beslenmeleriydi. (Baş harflerine bakınca “SAD – Üzücü” bir diyet tarzı). Yani işlenmiş, paketlenmiş, asitli, doğal olmayan, yaşamayan, ölü yiyeceklerden oluşan bir diyet.

Bu 6 kişinin %100 Raw deneyimleri ise inanılmazdı! İlk günlerden itibaren bu kişilerin vücutları bu yeni beslenmeye çok etkileyici cevaplar veriyordu, daha ilk haftada bile ciddi bir arınma, iyileşme ve değişim sürecine girmişlerdi. Bir nevi Detoks oluyorlardı, halbuki çiğnemeyi durdurmamışlardı, hatta seğrederken “olsa da yesek” dediğim güzel yiyecekleri “açık büfe konsepti” ile yiyerek bunu yapıyorlardı.

Hoş tabii bu kişiler başlarda bu yiyecekleri benim kadar da çekici bulmuyorlardı, ama kimsenin geçiş dönemi bir günde olamazdı. Bunu yaşayan biri olarak çok rahat söyleyebilirim. Her zaman yüzümde kocaman bir gülümsemeyle kulaklarını çınlattığım Detoks Uzmanımız Vince “Peyniri 6 ay tamamen bırak, ilk yediğinde – bu küf tadındaki şeyi daha önce nasıl yemişim – diyeceksin ve burnun tıkanacak, rahatsız olacaksın” dediğinde; “ Vince, biz Türküz, Türkler değil 6 ay peynirsiz kalmak, keyifli bir sabah kahvaltısında masaya 6 çeşit peynir koyarlar!” demiştim! Şimdi ise 3 seneye yakın zamandır yemeyi bıraktığım tüm süt ürünlerinin kırıntısı bile yediğim herhangi bir şeyin içine bulaşmışsa anında fark edip rahatsız oluyorum. Vince bilse herhalde bu sözümü bana hatırlatır ve çok gülerdi. Tabii ki bu değişim bir günde olmadı. Mesela benim için süt ve süt ürünlerini bırakmak önce DNA’sı anne sütüne en yakın süt olan keçi sütü ile yapılmış peynire geçip, sonra yavaş yavaş miktarı azaltıp, bir süre sonra da tamamen vazgeçerek oldu.
Öte yandan senelerdir tesislerimize gelen herkese yaymaya çalıştığımız konsept bu kadar katı değil.

Daha çok enerji ve daha sağlıklı bir beden isteyenlere önerimiz %25-75 kuralı. Yani tabağınızı ve hayatınızı 4’e bölüp, ¼ üne “yaramazlıklarınızı”; sizi mutlu eden ama kötü olduğunu bildiğiniz alışkanlıklarınızı, geri kalan ¾ üne ise sağlıklı olmak için yapmanız gerekenleri koymak. Bu yeni bir vücut için harika bir denge. Böylece %100 doğru ve iyi olup hayatın keyfini kaçırmıyorsunuz, hiç bir şeyden mahrum olma hissi olmadan, her zaman yaramazlığa izniniz var. “Bir şeyde keyif yoksa sürdürülebilinirlik de yoktur” mantığından hareketle %25-75 çoğu kişiye yapılabilinir bir kural olarak geliyor.

Dışarıda rastladığım daha önce Detoks yapmış olan kişileri zararlı bir şey yerken gördüğümde “Valla bu %25’im bugün” diyorlar. Hatta Mısır’dan gelip tesislerimizde Detoks yapmış ve sayları giderek artan Arap dostlar hatır sormaya aradıklarında, telefonu “%25-75 sofra kurduk, hadi gel” diye açıyorlar! Hiç unutmadığım bir başka anektod da et yemeyi çok seven bir misafirimizin “Yediğim et %25’im olacaksa %75 için manavın önüne tabure atmam gerekecek” demesiydi. Şimdi ise neredeyse Vejeteryan besleniyor ve tüm vücudu ve sağlığı, hayat biçimi gibi çok olumlu değişti!
Bir arkadaşım “Sen diyabet değilsin, hasta değilsin, sağlıklı beslenen, sağlıklı yaşayan bir insansın, niye 30 gün %100 Raw besleneceksin ki? ” diye sordu.

Gittiğim eğitimlerde bir hocamız çok güzel bir şey söylemişti: “Nuh gemisini ne zaman inşaa etmiş? Fırtınadan önce. Acaba fırtına başladığında aynı gemiyi yapabilir miydi?” Yani hastalandıktan sonra artık her şey çok daha zor hatta bazen geç olabilir. Bizim yapmamız gereken vücudumuzu mümkün olduğunca sağlıklı, dinç ve sağlam muhafaza etmek.
Hangimiz şu anda vücudumuzda bir hastalığın tohumlarının atılıp da yeşermeye başlamadığından emin olabiliriz ki? Eğer 30 Gün %100 Raw beslenmek kişiye insülin iğnesini bile bıraktırabiliyorsa, henüz başlangıç safhasında olan bir hastalığı da tamir edemez mi?

Bu düşüncelerle ve deneme yoluyla öğrenmeye olan büyük inancımla, 30 gün boyunca %100 Raw/ Pişmemiş Yiyeceklerle beslenme macerama Ramazan’daki bir aylık oruç sonrası: 1 Ekim’de başlamaya karar verdim.
Bir süre önce bu kararımı herkese duyurup mümkün olduğunca çok kişiyi en azından bir hafta bana katılmaları konusunda motive etmeye giriştim. Çıktığım TV programlarında anlattım. Merkezlerdeki misafirlerimizi, arkadaşlarımı ve herkesi bana eşlik etmeye davet ettim. İlgi tahminimden bile yüksek oldu! Hatta benden hızlı davranıp 1 Ekim’den önce başlayanların olması beni çok mutlu etti.

Raw beslenmeyi mümkün olduğunca çok kişiye yaymak ve Canlı Beslenmenin faydaları ile ilgili çevreyi bilgilendirmek için de bu macerayı, deneyimimi ve hergün yenisi eklenen bilgilerimi yazarak, isteyen herkesle paylaşmaya karar verdim.

Daha da ötesi siz de çok kolay bir şekilde en az bir hafta bu tecrübeye katılabilirsiniz..
Raw beslenmenin ne kadar kolay olduğunu, aç kalmadan, pişmemiş yenebilen ne kadar çok çeşitli yiyeceğin bize doğa tarafından sunulduğunu, okudukça, araştırmaya başladıkça ve denedikçe sizlerde göreceksiniz.

Gül Kaynak